Düğünler yazık ki memlekette biraz sıkıcı oluyor. Ya çok alaturka oluyor, felaket bir dangırtı, kalabalık, keşmekeş ya da fazla alafranga, böyle acayip halli otellerde… Gerçi gece on ikiden sonra onlar da alaturka oluyor o da ayrı… Hazır düğün mevsimi başladı sizlere hem üç düğün fikri veriyorum hem de 4 balayı oteli…
Belgrat Ormanı’nda piknik düğün
On iki yıl önce Belgrat Ormanı içinde bir düzlükte bir düğüne gitmiştim, şahaneydi! Davetiye hatırladığım kadarıyla şöyle idi: “Alın pötikareli örtünüzü, hazırlayın piknik sepetinizi, nikah ve ızgaralar bizden, zeytinyağlılar sizden…” Çok basit ama çok eğlenceli bir düğündü. Çayırın ortasında sadece bir nikah masası vardı. Geri kalan herkes yaygısını yaymış, bildiğin piknik havasındaydı. Nikahtan sonra mangallarda köfteler, pirzolalar. Gidip de bir an önce gitmek istemediğim tek düğündü diyebilirim. Akşama kadar kaldık.
Dubai’de havuz düğünü
Yine on beş yıl evvel, Dubai daha Ayşe Arman ve Burç El Arap’a sahip değilken, saçma sapan bir nedenle Dubai’ye gittim. Yine çok acayip bir nedenle Avustralyalıların ağırlıkta olduğu bir yabancı grupla tanıştım. Ve bu sayede bir düğüne davet edildim. Ben şaka yapıyorlar sandım önce. Dediler al mayonu gel, arkadaşlar evleniyor. Bir gittim, bir gökdelenin tepesinde koca bir havuz. Bütün davetliler de havuzun içinde! Erkekler mayolarının haricinde bir de espri olsun diye papyon takmış. Gelinle damat da geldi, onlar da gelin beyaz, damat siyah mayolu, gelinin tepesinde bir ekstradan bir duvak var. Onlar da havuza girdi, bir güzel eğlendiler. Bu arada hava sıcaklığını söylüyorum: Gece 45 derece. Havuz düğünün, zıpırlıktan başka bir nedeni da vardı yani.
Mezarda düğün
Bunu yapmanız için söylemiyorum ama acayiplikte hakikaten üstüne olmayan bir düğün. Şimdi adını vermek istemediğim küçük bir kasabada mezarlıkta bir düğün görmüştüm. Evlenenlerin kabristana gidip büyüklerini ziyaret etmesi adettir, onu biliyorum ama bu düğün şeklinde olmaz, efendice bir ziyaret olur sadece. Bu basbayağı davullu zurnalı bir düğündü. Dayanamadım, arabayı durdurdum gittim. Gelin hem oynuyor hem hüngür hüngür ağlıyordu. Meğer kızcağızın babası bir yıl önce kanserden gencecik ölmüş. Ölmeden önce de çok sevdiği kızına böyle bir vasiyet etmiş. “Öleceğim biliyorum, düğününü mezarımın başında yap. Ben seni duyarım.” Hoca biraz itiraz etmiş ama adamcağızın kızını ne kadar sevdiğini bildiği için de fazla bir şey diyememiş. Bir tarafta da helva dağıtıyorlardı. Böyle tuhaf bir şey işte…
Kapadokya Serinn House
Kapadokya’da balayı fikri bana her zaman heyecan verici gelmiştir. İnsan 5000 yıl öncesine gitmiş gelmiş gibi oluyor. Zira bilen bilir, Kapadokya’daki küçük güzel otellerin hemen hemen hepsi eski mağara yerleşimlerinde. Tabii her tür konforla ve güzellikle… Üstelik yine bilen bilir: Mağara odalar titreşimsiz ve ses geçirmezdir. Niye balayına önerdiğimi bilmem anlatabiliyor muyum? Balayında çok çarpıcı bir yörede kalmakla yetinmeyip bir de çok “dizayn” bir otelde kalmak isterseniz Serinn House’a gidin derim. Otelin sahibi Eren Hanım bir kere çok tatlı bir hanım. Dahası Kapadokya klişelerinden uzak, acayip modern ama klas bir şekilde döşemiş küçük mağara odalarını. Mönüler de dizayn. Meşhur yemek “kuratörü” Defne Koryürek’in elinde çıkma.
Safranbolu Gökçüoğlu Konağı
Safranbolu’nun en güzel ve en gösterişli konağı. Çok zengin ve görgülü bir aile tarafından yaptırıldığı her halinden belli olan bir durmuş oturmuşluğu var. Tavan süslemelerine insan saatlerce bakabilir. Konağın içinde varsa eğer fareleri yakalasın diye kedi tüneli bile yapmışlar! Duvarların arasında bütün evi dolaşıyor. Üstelik otel olarak da Safranbolu’nun en esaslı işletmelerinden. Başında genç bir hanım duruyor. Balayı için niye uygun bulduğumu söyleyeyim: Ben ne zaman Gökçüoğlu Konağı’na gitsem, biliyorum çok saçma ama kendimi oraya “gelin” gitmiş gibi hissediyorum. Sanki beni konağın oğluna almışlar da artık o konakta yaşayacakmışım gibi bir hisle uyanıyor, bahçede iyi ve zengin bir aileye mensup olmuşluğun güveniyle evin hanımefendisi havalarında dolaşıyor, içime müthiş bir geleceğe güven yerleşiyor. Balayı gibi bir “başlangıç” için daha güzel bir his olabilir mi bilmiyorum.
Mudanya Yahşi Bey Konağı
Bursa’nın ilçesi Mudanya’da balayı yapmak muhtemelen kimsenin aklına gelecek bir şey değildir. Ancak bu her bakımdan hata olur. Bir kere kasaba, Marmara’nın en sevimli kasabalarından. Tarihi dokusu nispeten korunmuş, denizle yatıp denizle kalkan, güzel sokakları olan, insanları dostane bir yer. Üstelik feribot veya deniz otobüsüyle İstanbul’a sadece 1,5 saat uzaklıkta. Fakat daha önemlisi geçen sene nefis bir otel açıldı. Mudanya’nın esaslı konaklarından biri çok başarılı bir şekilde restore edildi ve “Yahşi Bey Konağı” ismiyle bir otel oldu. Odaları o kadar cana yakın, o kadar şeker, o kadar umut verici ki insanın on tane çocuk yapası geliyor. İşte bu yüzden balayı oteli olarak ideal…
Kıbrıs Bellapais Garden Hotel
Yaz tam gelmeden evlenip bir an önce denize girmek istiyorsanız ideal yer Kıbrıs. Üstelik doğasının da en güzel zamanı. Ve en güzel balayı oteli de bana sorarsanız burada: Bellapais Garden Hotel. Kıbrıs’ın en çarpıcı yapısı olan Bellapais Manastırı’nın dibinde, çok güzel bir bahçe içinde dubleks konutlardan oluşan bir otel. Biraz ötesinde Beylerbeyi köyü. Meşhur yazar Lawrence Durrell, bu köyün meydanındaki ağaç altında yazmış kitaplarını. Güçlü bir aşkın başlaması için de ideal bir ortam, devam etmesi için de... Bazen de bitmesi için ama onu hiç karıştırmayalım.
Mutlu Tönbekici